
Bu ülkede değişmeyen bir refleks var:
Dünyanın herhangi bir yerinde kriz çıksın, savaş patlasın, salgın olsun… Türkiye’de bazı çevrelerin ilk aklına gelen şey fiyat artırmak oluyor.
Pandemi oldu, raflara zam geldi.
Kur yükseldi, zam geldi.
Savaş söylentisi çıktı, yine zam geldi.
Henüz maliyet artmamış, henüz tedarik zinciri etkilenmemiş, henüz piyasada gerçek bir daralma oluşmamış… Ama etiketler bir gecede değişiyor.
Bunun adı piyasa refleksi değil, bunun adı fırsatçılıktır.
Bugün İran’da savaş ihtimali konuşuluyor. Daha savaşın gerçek etkileri ortaya çıkmadan bazı sermaye çevrelerinin iştahı kabardı bile. Gıda başta olmak üzere birçok alanda fiyatlar yukarı çekiliyor. Stokçuluk yeniden sahne alıyor.
Türkiye’de yıllardır konuşulan ama bir türlü çözülemeyen bir mesele var: denetim ve caydırıcılık eksikliği.
Bir ülkede stokçuluk yapmanın bedeli ağır olur.
Bir ülkede haksız fiyat artışı yapanın karşısında devlet dimdik durur.
Bir ülkede piyasayı manipüle edenler ciddi cezalarla karşılaşır.
Ama Türkiye’de tablo farklı.
Denetim var gibi görünür, sonuç yoktur.
Ceza var gibi görünür, caydırıcılık yoktur.
Bunun sonucu da şu olur:
Her kriz bazıları için servet fırsatına dönüşür.
Bugün iktidarın önünde açık bir görev duruyor.
Hamasetle vakit geçirmek yerine piyasaya gerçek anlamda müdahale etmek.
Çünkü millet savaşın yükünü sırtında taşırken bazı çevrelerin bu yükü kazanca çevirmesi kabul edilebilir değildir.
Devletin görevi sadece konuşmak değildir.
Devletin görevi düzeni sağlamaktır.
Piyasa serbest olabilir.
Ama soygun serbest değildir.