
Bir Şehrin Kaderi
Bir şehrin kaderini ne belirler?
Coğrafi konumu mu?
Toplumların entelektüel kapasitesi mi?
İklimi mi, doğal kaynakları mı?
Bu sorunun cevabı şehirden şehre değişir. Ama Türkiye’de şehirleşme dediğimiz şeyin, artık bir planlama değil bir yağma düzenine dönüştüğünü görmek için şehir plancısı olmaya gerek yok. Ben Kocaeli’de yaşıyorum. Tarih desen var, turizm var, teknoloji var, ulaşım ağları desen hepsi mevcut. Ama hiçbirini doğru kullanamayan, yönetişimden nasibini almamış bir şehir hâline geldik.
Bakın, Körfez’de liman yapılıyordu. Halk karşı çıktı, dava açıldı, mahkeme iptal kararı verdi… Ama ne oldu? Liman yine yapıldı. Çünkü bu ülkede hukukun hükmü yok, rantın hükmü var. Şimdi deniz trafiği, karayolu trafiği, emlak piyasası, çevre dengesi… Hepsi boğulmuş durumda. Şehir nefes alamıyor.
Bir yanda kontrolsüz konutlaşma, bir yanda sanayi, bir yanda bilinçsiz turizm. Limanların şehir içine bağlanan yolları her gün tırlarla dolu. Ana arterler park yerine dönmüş. İnsanlar işine gitmek için sabahları kilometrelerce kuyrukta bekliyor. Bu sadece “trafik sorunu” değil; bu şehrin yönetilmediğinin belgesidir.
Kocaeli, bir zamanlar sanayinin kalbiydi; şimdi ise rantın ve şantiyenin sembolü oldu. Kenti yönetenler, “yaptık, yapıyoruz” diyebilmek için bir şeyler yapıyor ama neyi, kimin için yaptıkları belli değil. Halkın yaşamını kolaylaştırmak için değil, “faaliyet raporuna madde eklemek” için projeler üretiliyor.
Evet, bir takım sosyal faaliyetler, dernek etkinlikleri, kültür buluşmaları var. Ama hep aynı yüzler, hep aynı isimler, hep aynı kurumlar. Halk yok! Sokağın insanı yok! Olan da bir iki göstermelik organizasyondan öteye geçemiyor. Çünkü şehirde gerçek bir sosyallik, ortak yaşam bilinci yok.
Bu durum sadece Kocaeli’ye özgü değil. Türkiye’nin dört bir yanında aynı tablo var. Şehirleşme adı altında doğayı, kültürü, tarihi, hatta insanı bile betona gömen bir sistem var. Üstelik bu tabloya “muhalefet belediyeleri neden müdahale etmiyor” diye sorsanız, onların da elini kolunu bağlayan “tasarruf tedbirleri” çıkar karşınıza.
Bu bir sömürge düzenidir.
Kaynaklarını merkezle paylaşan ama karar alamayan şehirlerin sömürge düzenidir bu.
Ve ne acıdır ki, bu düzenin içindeyken herkes kendini yönetici, planlayıcı, müteahhit, yatırımcı sanıyor.
Oysa bir şehrin kaderini coğrafya değil, insan belirler.
Ama o insan; bilinçsiz, çıkarcı ve duyarsız olduğunda, şehir de onun aynası olur.
Kocaeli bugün bu aynada kendi yüzünü görüyor:
Kirlenmiş, sıkışmış, yorulmuş bir şehir.
Ama hâlâ ayağa kalkabilir, yeter ki o aynaya bakanlar artık gerçeği görmekten korkmasın.