saadet partisi
chp iyi parti
dilovası

HABER ARŞİVİ

Lütfen Bir Tarih Seçiniz

E-Bülten

Email

Sitemizin yeniliklerinden haberdar olmak için bültenimize üye olabilirsiniz.

Prof. Dr. Alaeddin BOBAT
Prof. Dr. Alaeddin BOBAT

Ekoloji ve Yaşam

İnsanoğlu,var oluşundan günümüze doğada üstünlük kurmaya yönelik arayışlar içine girmiş,akıl, bilim ve teknolojik olanaklardan yararlanarak doğayı sınırsızca ve geri dönüşümsüz olarak kullanmaya,tüketmeye başlamıştır .

29 Aralık 2015 Saat: 17:31

Bunun sonucu olarak içinde yaşadığı çevre ile arasında var olması gereken uyum bozulmuştur. Uzun yıllar doğa üzerinde yapmış olduğu yıkımı umursamayan insanoğlu, XlX. yüzyılda çevre ile olan ilişkilerinde birçok sorunla karşı karşıya kaldıktan sonra geleceğini güvence altına alabilmek için doğa ile uyum içinde yaşamak zorunda olduğunu geç de olsa anlamıştır.

Çevrenin canlı ve cansız varlıkları derinden etkileyecek biçimde bozulması bir anda oluşmamış, evrimsel süreç ve zaman içinde nicel birikim/nitel sıçrama sonucunda ortaya çıkmıştır. Çünkü doğanın kendini yenileme yeteneği uzun bir süre olumsuz koşulları düzeltmiş, ancak bozulma düzeyinin kendini yenilenme yeteneğinin üzerine çıkması ile ortam bozulmaya başlamıştır. Hava, su ve toprağın kirlenmesi ile birlikte kirlilik ögeleri besin zinciri ile çeşitli düzeylerde bitki ve hayvan topluluklarına taşınmış ve onların yaşamlarını tehdit eder bir duruma gelmiştir.

Diğer taraftan doğal varlıkların sınırlı oluşu ve bunların bir kısmının kirlilik ve/veya aşırı kullanım/tüketim ile önemli ölçüde bozulmuş/ortadan kalkmış olması beraberinde artan nüfusun sağlıklı ve yeterli beslenememesi yanında temiz bir çevrede yaşayamama sorununu da gündeme getirmiştir. Bu arada toplumların bilinçlenmesi ve gelecek ile ilgili kaygılar çevre sorunlarının ciddi bir şekilde ele alınmasını sağlamıştır.

Dünya nüfusundaki hızlı artış, çarpık ve hızlı kentleşme, gelişen endüstri ve tüm bunların getirdiği doğal varlıkları yok eden her anlamdaki kirlilik olayları günümüz toplumlarının en önemli sorunları arasına girmiş, bu bağlamda, ekoloji biliminin önemi, 20. yüzyılda daha da artmıştır.

 Ekoloji = Ortam Bilimi

Temel uğraş alanı, doğanın yapı ve işleyişini tanımak/tanımlamak ve anlamak olan ekoloji terimi ilk kez 1858 yılında Henry Thoreau tarafından bir mektupta kullanılmış, ancak herhangi bir tanımsal içerik belirtilmemiştir. Yaklaşık 10 yıl sonra, 1869 yılında, Ernst Haeckel Yunanca Oikos (yurt, yuva, ev, barınak, yaşanacak yer, mekan) ve Logia (bilim, söyleyişi sözler) sözcüklerinin birleşmesinden türeyen ekoloji terimini “doğanın ekonomisi ile ilgili tüm bilgileri belirtmek ve bu bilgilerin de hayvanların organik ve inorganik çevreleriyle olan tüm ilişkilerini ortaya koymak” amacıyla kullanmıştır.

Sonraları çeşitli bilimadamları ve yazarlar tarafından benimsenerek kullanılan Ekoloji terimi, “canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalı” olarak genel onay görmüştür. Çeşitli türdeki canlıların çevreleri ile uyumlu olarak yaşamlarını nasıl sürdürdüklerini ve gereksinimlerini nasıl karşıladıklarını;  çeşitli işlevlerini nasıl oluşturduğunu neden-sonuç ilişkisine dayanarak araştıran ekoloji, bir canlının veya canlılar topluluğunun yaşamını sağlayan ve onu sürekli olarak etkisi altında bulunduran süreçler, enerjiler ve maddesel varlıkların bütünlüğünü de göz önüne alarak değerlendirir. Bu anlamda ekoloji çevre biliminden daha çok “ortam bilimi” olarak kabul görmektedir.

Kimi yazarlar ekolojiyi, tüm insanlığı ilgilendiren ve insanlığın geleceğini sigortalamaya çalışan etkinlikler bilimi olarak görürken; kimileri ise ekolojiyi, doğa bilimleri ve sosyal bilimler arasında bir köprü olarak tanımlamaktadır.

Bileşenler ya da Temel Ögeler

Doğal çevre herhangi bir canlının çevresindeki canlı ya da cansız tüm varlıklardan oluşur. Buradaki temel öğe canlı olmakla birlikte, doğal çevre, etrafta görülen ya da görülmeyen canlı-cansız tüm varlıkları kapsar. Çevrenin canlı temel öğeleri(bitkiler ve hayvanlar) ile cansız temel öğeleri(hava, su, toprak, kaya vb) hep aynıdır. Ancak bu temel öğelerin nicel ve nitel özellikleri ile birbiriyle ilişki düzeyleri ve etkileşimleri de sürekli biçimde değişir. Yaşam alanındaki canlılar birbirleri ve çevrelerindeki cansız nesnelerle etkileşime girerek büyük ölçüde kendi kendine yeterli olan bir ekolojik birimi oluşturur. Örneğin, bitkiler güneş enerjisini kullanarak besin üretir ve böylelikle hayvanlara yaşamaları için gereken enerjiyi sağlarlar. Bitkilerde besin olarak depolanan enerji bir besin zinciri biçiminde tüm topluluğa dağılır. Her ekolojik birim çok sayıda farklı besin zinciri içerir ve bunlar bir araya gelerek çok daha karmaşık nitelikte bir besin ağı oluşturur. Bu karmaşıklığın nedeni hayvan türlerinin genellikle farklı gıdalarla beslenmeleri ve böylelikle de besin zincirlerinde farklı roller oynamalarıdır. Farklı beslenme biçimleri farklı ekosistemleri de birbirine bağlar. Bir ekosistemdeki havyanlar bir diğerindeki bitki ve hayvanları yiyebilirler. Böylece yeryüzündeki tüm canlılar çok büyük ve karmaşık bir besin ağı içinde birbirlerine bağlanmış olurlar. Sonuç olarak küresel köy denilen dünya üzerindeki hiçbir canlı/cansız nesne tek ve tekil değildir. Kentsel yaşamdaki her şey kırsal yaşamı, kırsaldaki her şey de kentsel yaşamı etkiler. Nasıl ki, kentteki kirlilik ekili ve dikili tarım arazilerini olumsuz etkilerse, tarım arazilerinde bilinçsiz ve aşırı dozda kullanılan kimyasal tarım ilaçları  ve gübreleri tüm halkın öncelikle sağlığını olumsuz etkiler. Çevre kirliliğinin, belki de, bundan daha önemli etkisi, insanların ruhsal yapısını etkilemesidir. Diğer söyleyişle, çevrenin temizliği ya da kirliliği insanların ruhuna yansımakta; kirli çevre ruhsal kirliliğe neden olmakta; ruhları kirlenen insanlar da çevreyi sorumsuzca kirletebilmektedir.

Entropi ve Düzen

Doğal ya da yapay tüm sistemler zamanla bozulma eğilimine girmektedirler. Entropi denilen bu olay, dışarıdan herhangi bir müdahale ile hız kazanmakta ve eğer gerekli önlemler alınmazsa, sistemler geri dönüşü mümkün olmayan bir biçimde bozulmaktadırlar. Ekosistemler için de aynı durum söz konusudur. Her ekosisteme yalnızca parasal/ekonomik değer olarak bakmanın, doğa ve ekosistemi tek yanlı ve geri dönüşümsüz olarak bozma anlamına geldiği; parasal değerin herhangi bir yoldan sağlanırken, bozulan ekosistemin önceki durumuna gelmesinin çok uzun yıllar alabileceği ya da önceki konumuna geri döndürülemeyeceği unutulmamalıdır. Ekosistemler yaşamın olmazsa olmazı olduğundan sistemdeki geri dönüşümsüz herhangi bir bozulma coğrafyanın değişmesinden iklimin değişmesine, erozyonların oluşmasından su kaynaklarının azalmasına,  enerji kıtlığından canlı çeşitliliğinin azalmasına değin bir dizi sorunu beraberinde getirmektedir. Bu nedenle ekosistemin yenilenme kapasitesinin korunması temel koşul olarak ele alınmalı ve tüm değerlendirmelerde doğal varlık olarak “kendini yenileme kapasitesinin korunması” ön koşul olarak ele alınmalıdır.

Ekolojik Yaşam

İnsanoğlunun bugün ve gelecekteki istek ve gereksinmelerinin giderilmesini ve toplumsal amaçların gerçekleştirilmesini olanaklı kılan, aynı zamanda bu girişimleri kolaylaştıran bütün araçlara kaynak adı verilir. Doğal varlıkların doğal kaynağa dönüşümü, onları değerlendirip üretimde ve tüketimde kullanan insanla  bulunmasıyla mümkündür. Doğal kaynaklar; doğal yollardan ortaya çıkmış ve insan gereksinmesinin karşılanmasında kullanılabilen kaynakların tümünden oluşmaktadır. Maden, petrol ve su gibi yeraltı; bitki örtüsü, hayvan toplulukları, topraklar, ormanlar, göller ve denizler gibi yerüstü varsıllıklar aslında “doğal varlık” olarak kabul görmekte;  bu varlıkların insanoğlu tarafından değerlendirilip işlenmesi ya da kullanılıp tüketilmesi “kaynak”  kavramını ortaya çıkarmaktadır.

Geçmişte doğal varlıklar yasa ve yönetmeliklerle değil sevgi, uyum ve doğal dengenin bileşimi ile yönetilmeye çalışılmıştır. Doğa ile barışık yaşayabilmek, ancak doğanın kurallarına göre mümkün olmaktadır. Ekolojik yaşam, genel olarak doğayla özel olarak da ekoloji ile uyumlu ve birlikte yaşamı anlatmaktadır. Binlerce yıl önce yaşamış ve uygarlık kurmuş olan Hititler bile körü körüne itaatkârlığı, boyun eğme ve mistizmi benimseyerek değil, diğer canlılarla birlikte doğanın dengelerini gözetip koruyarak bilinç ve yaşam tarzlarını oluşturmuş ve içselleştirmişlerdir. Yani Hititlerde yaşam kültürü, insanla doğanın birbirine karşılıklı saygı, uyum ve inanç esasına dayalı, ayrılmaz bir parça görünümü kazanmıştır. Böylece oluşturulmuş bir hukuksal yapı, doğal Hitit toplumsal yaşamını yansıtmakla beraber, aynı zamanda özen ve sorumluluğun da eşit oranda duyulduğu bir düzeni beraberinde getirmektedir.

   Sonuç

Günümüzde de doğal varlıkların “sürdürülebilir yönetimi”, en az Hititler kadar duyarlı olmaktan; geçmişte edinilmiş bilgi, birikim ve deneyimi doğa ve ekoloji ile uyumlu biçimde kullanmaktan geçmektedir. Kocaeli Ekolojik Yaşam Derneği’nin ekolojik yaşama katkı sunmayı amaçlayan “Ekolojik Yaşam” gazetesi ile buna aracı olabilirsek ne mutlu bize!

 

 

YORUMLAR Üye Girişi

Bu Yazıya Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Eko Yaşam Gazetesi Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız